9 Mayıs 2016 Pazartesi

Doğal Ahşap ve Terk-i Şehir

Biz ailece maaşlı çalışmaya veda edeli yaklaşık 2 sene oldu. Kendi işimize gücümüze bakıyoruz, ne yapmaktan zevk alıyorsak para da oradan gelsin mantığındayız. Sevdiğimiz işi yapmak çalışmak gibi gelmiyor, üstelik para da kazandırıyor. Zaten çok zengin hayatlar ideolojimize de ters. Azıcık aşım ağrısız başım. Borç olmasın, dolabımda her daim yiyebilecek bir şeyler olsun, sağlık sıhhat için kenarda 3-5 birikim olsun tamamdır. Zaten fazlası insanı bozuyor.

Ahşap işleri hep ilgimizi çekerdi, kayın pederimin bir ahşap atölyesi var. Kameriye, çardak, piknik masaları, köpek kulübeleri vs yapıyorlar. Şehri terk edip atölye yakınına taşındık. Eşim orada ahşap mobilyalar üretiyor. Hepsi tek tek elde kesilip biçilip boyanıp montajlanıyor. Fabrikasyon değil yani. Masalar, sandalyeler, çocuk parkları, piknik takımları, bahçe mobilyaları, saksılar, kümesler, kuş yuvaları ve daha pek çok şey.

Ağaçla temas halinde olmak bile insanı pozitifleştiriyor, elektriğini alıyor. Doğaya, hayvanlara ve yaratana karşı bir kat daha yakınlaştırıyor.
Önümüzdeki 5 yıllık planlarımız ve hedeflerimizde birkaç dönümlük bir arsa içine tek katlı minnak bir ev yapıp, tavuk, keçi, kedi, köpek beslemek, bir müştemilat tarzı atölye kurup orada birlikte dekoratif, retro, eskitme, yenileme işleri ile uğraşmak. Kendi yumurtamı sütümü tüketmek, kendi bağımı bahçemi düzenlemek... E daha ne ister ki insan? Mavi yakalı ya da beya zyakalı değilsen büyük şehirde zaten barınamazsın. Barınmaya çalışmak dahi istemezsin. Esnafın muhabbetini, gerçek dostu, dar günde koşturanı gördükten sonra da bi daha şehirli olamazsın. Küçük mekan, küçük kalabalıklar, küçük gelirler, küçük giderler ve küçük sorunlar olsun hayatta. Ben mutluluk diye buna derim!